Fonksiyonel beslenme nedir?

Fonksiyonel beslenme nedir?

Fonksiyonel beslenme benim için bir diyet listesi değil, bir farkındalık biçimi. Yıllarca “ne yemeliyim, ne yememeliyim” sorusuna odaklandım ama asıl sorunun “bedenim bana ne anlatıyor” olduğunu erken fark ettim. Fonksiyonel beslenmeyle tanıştığımda ilk hissettiğim şey şuydu: İlk kez biri beni genel geçer kalıplara sokmaya çalışmıyordu. İlk kez bedenimle iş birliği yapmam isteniyordu.

Ben fonksiyonel beslenmeyi, hastalığı bastırmaya değil, bedeni anlamaya çalışan bir yaklaşım olarak görüyorum. Burada amaç sadece kilo vermek ya da “sağlıklı” görünen tabaklar hazırlamak değil. Amaç, vücudun neden zorlandığını, neden alarm verdiğini, neden yorulduğunu anlamak. Çünkü beden hata yapmaz. Sadece bir şeylerin yolunda gitmediğini anlatır.

Klasik beslenme anlayışında genelde şu vardır:
“Herkes için doğru olan beslenme modeli.”
Fonksiyonel beslenmede ise şu soru sorulur:
“Senin için doğru olan ne?”

Ben bunu çok kıymetli buluyorum. Çünkü insanın sindirimi, hormonu, bağışıklığı, sinir sistemi, geçmiş travmaları, stres düzeyi, uyku kalitesi, hatta ilişkileri bile beslenmesini etkiliyor. Aynı yiyecek birine şifa olurken, diğerine yük olabiliyor. Fonksiyonel beslenme bu bireyselliği merkeze alıyor.

Ben fonksiyonel beslenmeyle şunu öğrendim:
Belirti düşman değildir, mesajdır.
Şişkinlik, yorgunluk, cilt problemleri, çarpıntı, anksiyete, beyin sisi… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Bunlar bedenin “Beni dinle” deme şekli.

Fonksiyonel beslenmede “yasaklar”dan çok “nedenler” vardır.
Neden bu besin seni yoruyor?
Neden şeker ihtiyacın artıyor?
Neden sabahları aç uyanamıyorsun?
Neden kafeine bağımlı gibisin?

Bu sorular sorulmadan yapılan her beslenme, sadece semptom makyajıdır.

Benim için en dönüştürücü fark şuydu:
Yemek sadece kalori değildir. Bilgidir.
Her lokma hücreye bir mesaj taşır.
“Güvendesin” de diyebilir,
“Tehdit altındasın” da.

Fonksiyonel beslenme, sinir sistemini de hesaba katar.
Çünkü stres altındaki bir beden, ne kadar kaliteli yerse yesin, sindiremez.
Ben bunu yaşayarak gördüm. En “temiz” beslendiğim dönemlerde bile tükenmiş hissedebiliyordum. Çünkü bedenim savaş halindeydi. Fonksiyonel bakış bana şunu öğretti: Önce güven, sonra sindirim.

Fonksiyonel beslenmede tabak kadar önemli olan şeyler vardır:
    Uyku
    Güneş ışığı
    Nefes
    Duygusal yük
    İlişki stresi
    Günlük tempo

Bunlar yok sayılarak yapılan hiçbir beslenme gerçek anlamda iyileştirici olamaz.

Ben fonksiyonel beslenmeyle birlikte yemeğe bakışımı değiştirdim.
Artık yemeği kontrol etmiyorum, dinliyorum.
“Bunu yememeliyim” yerine
“Bedenim buna nasıl tepki veriyor” diyorum.

Bu beni özgürleştirdi. Çünkü suçluluk azaldı, merak arttı.
Merak, iyileştirir.
Suçluluk, bedeni daha çok kasar.

Fonksiyonel beslenme mükemmel olmayı değil, uyumlu olmayı ister.
Her gün kusursuz beslenmeni beklemez.
Ama her gün bedeninle temas kurmanı ister.

Ben bazen şunu yapıyorum:
Yedikten sonra durup kendime soruyorum:
    Enerjim arttı mı azaldı mı?
    İçim genişledi mi sıkıştı mı?
    
Zihnim açıldı mı bulandı mı?

Bu küçük gözlemler zamanla inanılmaz bir beden zekâsı oluşturuyor.

Fonksiyonel beslenme, kişinin kendi biyolojisinin uzmanı olmasını sağlar.
Dışarıdan reçete alıp uygulayan değil,
kendi bedeninin dilini çözen biri olmaya davet eder.

Ben artık şunu biliyorum:
İyileşme, baskıyla değil şefkatle olur.
Zorlayarak değil, anlayarak olur.
Kısıtlayarak değil, uyumlanarak olur.

Fonksiyonel beslenme bana sadece ne yiyeceğimi öğretmedi.
Kendimle nasıl ilişki kuracağımı öğretti.

Ve belki de en kıymetlisi:
Bedenime güvenmeyi.